"Başarı; vazife olanın üzerine koyup, üretmektir."
Erol Erbaş | Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi

Kurucumuz - Sn. Erol Erbaş

 

Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Sn. Erol Erbaş,  1969 yılından beri insanın kişilik ve şahsiyet yapısını araştırıp incelemeye kendini adamıştır. İnsanın kişilik ve şahsiyet kısmını, yani tanınmayan "İNSAN YAPISINI" yaşantısını sunarak ortaya koymakta ve konu hakkında çeşitli eserleri de bulunmaktadır.

Kişilik ve Şahsiyet Eğitimlerini doğal mesleği haline getirmiş ve bu konuda eğitimciler yetiştirmektedir.

Pek çok insanın hayatını dikkat, özgüven, sade zihin, güçlü zekâ, fikir üretimi ana beşlisinin altında sistem, prensip, tasarruf yönünden düzene sokmuş; ahlaki, ailevi, ekonomik ve sosyal yönde değiştirmiştir.

Kişileri çalışkan, üretken, kararlı, başarılı insanlar haline getirmiştir. Kendisinden eğitim almış birçok kişinin kalemlerine yansıyan çok sayıda farklı huy ve alışkanlığın (acizlik, tembellik, tutukluk gibi) değiştiği görülmüştür.

                                                                               ***

Kâinatta doğal halini yaşamayan tek varlık insandır ve Sn. Erol Erbaş'ın özelliği de insanı doğal haline döndürmektir.
İnsanın doğal halini; “kendi gövdesindeki evzaları yetki ve sahipliğiyle düzene sokarak verimli hale getirmek” olarak tanımlar. Bunu yaşantısıyla ortaya koymaktadır. Yani yaşadığını konuşur, konuştuğunu yaşar.

Benzetme, yorumlama, uydurma, hayalcilik, hikâyecilik, taklitçilik ve şekilciliği yaşayış devrini bitirmiş, yerine "anını yaşa- kendini yaşa" parolası ile dikkati, müspeti, verimliliği, başarıyı, güveni, saygı ve sevgiyi yaşayış devrini, kısacası "İnsan Çağı'nı"başlatmıştır.

Dünyada  teknik ve gövde medeniyeti çok gelişmiş ve ileri olmasına rağmen gönül ve zihin medeniyetine dair hiçbir müspet yaşantı bulunmamaktadır. Sn. Erol Erbaş, gönül ve zihin medeniyetini net bir şekilde yaşantısı ile insanlığın faydasına sunmaktadır.Kendinde tespit edip yaşamadığı hiçbir şeyi sunmaz. Kendi canlı kitabını okur-okutur, yaşar-yaşatır.

Geçmiş ve gelecek düşüncesiyle yaşamak yerine, anını ve kendini yaşamaktadır.

Ekonomiye bakış açısı: Ekonomi, doğanın insan yararına dönüştürülüp sunulmasıdır. O’nun fikrî yaşantısına göre insan mutlaka üretici ve meslek sahibi olmalıdır. Ekonomide emek ve zekânın karşılığının dışında hiçbir şeyi kabul etmemektedir.  
Aileye bakış açısı: O’nun yaşattığı fikir yapısına göre öncelikle kendi vücut yapısının ailesi, daha sonra neslin devamlılığı için olan aile kutsaldır. İnsan anlayışında kadın-erkek anlayışı kalkar, herkes üstüne düşen vazifesini yapar. Hanım hanımefendi, bey de beyefendi olur. Güven ve saygının olmadığı yerde aile mevhumu olmaz.  
Sosyal hayata bakış açısı: İnsan demek sosyal hayat demektir. İnsanın gövdesiyle, vücuduyla, duyularıyla, duygularıyla, duyumlarıyla yani hal ve hareketleriyle kendine ve etrafına faydalı olmasıdır.  
Doğaya bakış açısı:  İnsanınbitkilere, hayvanlara ve doğaya gereken ilgiyi gösterip bunlardan insanlığa gereken faydayı sunmasıdır. İnsan bunların tümünü kendi yararına kullanmayı çözer ve uygular. Ziraate, tarıma elverişli topraklara asla inşaat yapılamaz görüşünü benimsemiştir.
O’nun dine bakış açısı ve tanımlaması: Her varlığın doğal halini yaşaması dindir. Dinsiz hiçbir zerre olamaz. Din demek her varlığın kendisini ispatlayıp ortaya koyması demektir. Bundan dolayı da din ayrı insan ayrı diye bir mevhuma yer vermemektedir. İnanç ise ona göre müspet yaşantı demektir. İnanç demek, hedefli olmak demektir. Hedeflililiğin gerekliliklerinin de yerine getirilmesine de ibadet denir.  
O’na göre siyaset: Doğal insanın öz kültürünü, yaşayışını, hukukunu, adaletini, milli şuurunu, aile yapısını, ekonomisini, sosyal yönünü her an tekâmül ederek ve yenileyerek başkalarına sunması ve hizmettir. Bu hizmet yarışlarından da güzellikler zuhur eder. Bu da insanları mutlu eder.  

Evrenin ve tabiatın bir bütün olduğunu, bu bütünlüğün yetkili ve sahip kısmının İNSAN olduğunu ortaya koymuştur. Yüzeyden bakıldığında önce hayal, sonra madde, atom, enerji, hayat, can ve son olarak da yetki ve sahipliği olan insanın geldiğini tespit etmiştir. Bütün evrenin de kendini insanda bütünleştirmiş olduğunu ispatlamıştır. Onun için evren kendi insanıyla işlerini görür, kendini yeniler ve düzenini kurar. Teknik ve gövde medeniyetini insanın görünen kısmıyla düzene sokar. Zihin ve gönül medeniyetini de görünmeyen kısmıyla düzene sokar. İnsan görünen ve görünmeyen yapılarıyla bir bütündür. Özünden kaynaklanan insan, gövdesiyle evreni; adalet, güven, saygı, sevgi ve güzellikle düzene sokar bütün insanlık mutlu yaşar.
  
SnErol Erbaş’a göre benlik, akıl ve anlayış üçe ayrılır.

Benlikler: Hayal Benlik, Madde Benlik, İnsan Benliği.

  • Hayal Benlik; kendine ait bir varlığı olmayan, tamamen dış etkilenmelerle yaşayan, başkalarını büyük gören, kendine değer vermeyen, aciz yapıda bir benliktir.

  • Madde Benlik; dıştan etkilenmeler yine olmakla birlikte tamamen kendi çıkarına, menfaatine odaklı hareket eder, güvendiği, inandığı maddiyattır.

  • İnsan Benliği; Yaşatmak için yaşayan, daima insanlığa verim sunan, geçmişe geleceğe gitmeden sürekli anını yaşayan benliktir.

 
Aklıl: Hayal Akıl, Madde Akıl, İnsan Aklı.

  • Hayal Akıl; gördüklerinin işittiklerinin etkisiyle çalışan akıldır.

  • Madde Akıl; zanlarıyla çalışan akıldır.

  • İnsan Aklı; direkt vicdandan gelenlerle çalışan, yanılmasız akıldır.


Anlayışlar: Hayali Anlayış, Maddi Anlayışı, İnsani Anlayış.

  • Hayali Anlayış; kendi kafasında hayallediği gibi, zanlarına göre anlar.

  • Maddi Anlayış; kendi maddi çıkarı doğrultusunda anlar, görüneni anlar.

  • İnsani Anlayış; Öz’ün anlayışıdır. Dıştan görünenin içine nüfuz eder.  


Sn. Erol Erbaş dünyadaki bütün dilleri Yaşatan’ın dilleri olarak görür ve her bir dili "öz dil" ve "mahluk dili" olarak ikiye ayırır.
Öz Türkçe; vicdandan gelenlerin konuşulduğu, insanın şerefini, onurunu yücelten öz yapımızın dilidir.
Mahluk Türkçesi ise; gövdesel keyiflerin, maddi çıkarların, hayali anlayışların konuşulduğu dildir.  

Sevgiyi; saygının bir tezahürü olarak tanımlar. Sevginin, saygı ve güvenden doğduğunu, ilgi, alaka ve takdirle beslenerek ilerledikçe aşka dönüştüğünü anlatır.  
Tasarrufa çok önem verir. Ona göre tasarruf yerli yerinde kullanmaktır. En büyük israf; zaman israfı ve zihin israfıdır. İnsanın kişiliğine ve şahsiyetine katkısı olmadan geçen zaman ve üretim yapmayan zihin israftır.  
Ona göre İnsan; tüm evrendeki maddeleri kendi maddi yapısında toplayan, gövdesiyle evrenin özeti olan, mana kısmıyla da tüm evreni adaletle sevk ve idare eden ilksiz ve sonsuz bir varlıktır.